Dünya Edebiyatının aykırı ve sert fikirleri ile sarsan İngiliz yazar George Orwell’ın , Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ünlü bir yapıtıdır. Bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir.
Kitap içerisinde komünizme, dine, toplum yaşamına ve gerçeklerine kadar derin eleştirileri görmekteyiz. Kitabın içerisinde de başlıktan da anlaşılacağı üzere Hayvan Çiftliği yazıyor fakat biz burada her zamanki gibi Orwell'ın diğer kitabında olan 1984'deki olayların klasik Orwell sunumu ile Hayvan Çiftliğine etki etmiş olabileceğini fark etmemek mümkün değil. 1984'de yönetimi eleştirme ve yöneticilerin size yaptığı baskıları görüyoruz, tıpkı bunu Hayvan Çiftliği kitabında gördüğümüz gibi, fakat bir farklı; bu sefer hayvanların burada yönetimi ele geçirdiğini görüyoruz. Kulağa garip geliyor olabilir ancak hayvanların konuştuğunu, hayvanların insan gibi davrandığını ve bu hayvanların kendi içerisinde bir hiyerarşi kurduğunu düşünün.
Kitap alegorik bir eser. Alegorik ne demek bilmeyenler için tanımlayalım hemen. “Bir düşünceyi, davranışı ya da eylemi, daha kolay kavratabilmek için onu, yerini tutabilecek simgelerle, simgesel sözlerle, benzetmelerle göz önünde canlandırma işi.” Bu sebeple tahmin edersiniz ki bu hayvanların tümü bir insan tipini simgeliyor. Koyunlar ezberletilen şeyleri sorgulamadan kabul edip papağan gibi söylerler. Eşek, aydın kesimi simgeliyor. Olayların bilincinde, okur yazar, düşünür fakat nedense az ses çıkarır. Bildiklerini kendine saklar. Etliye sütlüye karışmaz. Mollier üzümünü yer bağını sormaz. Bohem hayat tarzını benimsemiştir. Süse şatafata düşkündür. Öyle çok zora gelemez, üretici kesimle uzaktan yakından alakası yoktur. Squealer tam bir yancı, manipülasyon ustası. Kurnazlık timsali. Yarın kıyamet kopacak olsa her şey güllük gülistanlıkmış gibi anlatır. Yönetimi övmekten başka işi yoktur. Yalan yanlış raporlar sunarak halkı kandırıp, umutlandırır.
Keyifli okumalar.
(Salihe DEMİR)