12 Eylül Askeri Faşist darbesiyle hesaplaşacağız diyerek iktidara gelenler sözde temsili mahkemeler kurarak 12 Eylül darbeci generallerini yargılayacaklarını söyleyenler bugüne kadar hiçbir ciddi adım atmadıkları gibi tam tersi 12 koşullarını mumla aratacak gerici faşist baskısı uygulamaları günden güne arttırarak devam ettirmekteler.
Demokratikleşme ve insan hakları gibi vaatlerle halkımızı aldatarak bugünlere gelenler, 12 Eylül darbe yasaları ile ilgili hiçbir değişiklik yapmazken tam tersi bir ortamda yerel seçimlere doğru Türkiye halkları karamsar ve umutsuz bir seçim atmosferine girmekte.
Türkiye’de yaşayan bütün halklar ve azınlıklar hiçbir ayrıcalık gözetmeksizin her türlü baskı, şiddetten, sansürden ve sosyal medya cezalarından nasibini almakta. Ne muhalefet burada üzerine düşen sorumlulukları yerine getirebiliyor, nede bu kadar açlık ve sefaleti yaşayan halkımız hayata at gözlükleri ile bakmayı terk ediyor.
Bu yüzden geleceğiz açısından çokta aydınlık günler bizleri beklemiyor.
12 Eylül Faşizmi demişken! Burada tüm sorumluluğu da mevcut iktidarın baskıcı faşist gerici yönetim nedeniyle bu işler böyle diyerek işin kolayına kaçmakta doğru değil. Çuvaldızı kendimize, iğneyi de karşımızdakine batırarak daha doğru sonuçlar elde edebiliriz.
Bu yüzden geldiğimiz noktayı AKP’nin baskıcı ve ayrıştırıcı siyaseti, muhalefet partilerinin beceriksizliği ile açıklamak çokta gerçekçi olmaz.
Bugünleri böyle yaşıyor olmamızın bir diğer yanı da ülkemizin aydınları, ülkemizin hukukçuları ve ülkemizin devrimcilerinin de bugünleri yaşıyor olmamızda hiçte küçümsenmeyecek kadar payı var. Bu ülkede yaşıyorsak bizimde çok ya da az payımız var.
Herkes karşıdakini eleştirmeye alışmış, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası önüne gelen muhalefeti pervazsızca eleştiriyor, Elbetteki eleştirecek. Muhalefetin de elbetteki bu konuda öz eleştiri vermesi gerekir.
Bunu tamamlamadan yerel seçimlere eğer gidilir ise muhalefetin hezimete uğraması kaçınılmaz. Çünkü taban kırgın ve küskün. Bunu da toparlamanın tek yolu özeleştiri yapmadan geçer.
Elbette bu ana muhalefet partisi olan CHP’nin yapması gereken şey. Birde geçmiş 12 Eylül süreci öncesi ve sonrası süreci yaşamış, bugünlere gelmiş hala da siyaset sahnesinde olan. Geçmişi devrimci, ama bugüne devrimci diyemeyeceğimiz kendilerini Sol’cu olarak adledenler var. Televizyon kanallarındaki açık oturumlara çıktıklarında ‘ana muhalefet partisi öz eleştiri vermesi gerekir’ diye pervasızca eleştiriyorlar. Kendilerine sorsak 12 Eylül yenilgisi sonrası hangisi öz eleştiri verme erdemliliğini göstermiş. Tabiki hiçbiri.
12 Eylül’den sonra Sol’un neden ayağa kalkamadığının nedenlerini kendilerini sorgulamadan faturayı başka yerlere çıkarıyorlar. Sonrada CHP’den yenilginin öz eleştirisini yapmadı diyorlar. Ne kadar gerçekçi. Sanki 12 Eylül faşizmine karşı tüm görevlerini yerine getirmişler gibi.
Ha, bunlar kim diye merak edecek olursanız kısaca bir kaçının ismini vereyim. Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Kominist Partisi, Sol Parti ve Emek Partisi.
Bugün akademisyenler, Siyaset bilimcileri ve Türkiye’nin gerçek anlamda aydınları, Demokratları muhalefeti örgütleyebilmek için sokağa inmek gerektiğini yoksa AK partinin belirlediği zeminde muhalefet yapmanın AKP genel başkanının böyle muhalefet yapmanın çokta işine yaradığını söylemesine rağmen, CHP bir türlü meclis kürsüsü ve salonların dışına taşamamış. Bu yüzden de hem seçmenden hem de kitlelerden kopmuştur.
Bizim, geçmişin sözde Solcuları da ön teker nereden gider ise arka teker de oradan gider misali CHP gibi salon muhalefetçiliğine soyunduklarından emekçi halktan ve işçi sınıfından kopup. Salon siyasetinin dışına çıkamamanın sonuçlarını yaşarken, sokağa dönmeye hiçte niyetleri yok.
12 Eylül Sosyalist Sol’u da ehlileştirmiş. AKP’de 12 Eylül’ün çizdiği sınırlar içerisinde siyaset yapmalarına ses çıkarmadığı için herkes halinden memnun. Çünkü ne Solculukalarına laf geliyor. Nede gece polis kapılarını tıklatıyor. Olan Merdan Yanardağ, Barış Pehlivan gibi gazetecilere ve Gezi olayları ile ilgili tutuklanan aydınlara oluyor. Bu günün gerçek devrimcileri ve aydınları bu insanlardır. Ben partiyim diye ortalıkta yapamadıklarını, göğüsleyemediklerini bu insanlar göğüslüyor.
Böyle bir manzara ile yerel seçim koşulları gelip kapıya dayanmışken herkesin ayrı bir telden çaldığı havada yerel seçimlerden nasıl zaferle çıkılacağı merak konusu.
Halktaki CHP’ye ve Sol’a güvensizliğin temel sebebi budur.
Buradan gelecek sayılarda nasıl bir kamuculuk, nasıl bir yerel yönetim anlayışı, nasıl bir halkçı belediyecilik yönetimi. Gerçek anlamda halka dokunan, gerçek anlamda halkın karar ve söz sahibi olduğu belediyecilik anlayışını aktaracağım.
12 Eylül öncesi bağımsız aday çıkararak tüm muhalefet partilerinin aldığı oyun 2 katını alarak seçilen Fatsa’nın ilk bağımsız belediye başkanı ve o programın uygulayıcısı belediye başkanı Fikri Sönmez’i saygıyla anarak, yerel yönetim seçimlerine ‘Merhaba’ diyoruz.
